11 Ağustos 2009 Salı

O mektuplar..


Kadın çok mutluydu. Yıllarca evliliğin mutluluk getirmeyeceğine inandığı için hep uzak durmuştu bu kurumdan.

Ta ki ona rastlayana dek. Romantik, yakışıklı, evine düşkün.


Olması gereken tüm olumlu özelliklere sahip bir adam. İlginç evlenme teklifinden sonra hiç düşünmeden kabul etti.

Ailesini tanımıyordu genç adamın. Yıllar önce bir trafik kazasın da kaybetmişti ailesini. Kimsesi yoktu.

Yani kadın öyle biliyordu.

Çocukları olmuştu. Mutluluklarına mutluluk gelmişti.

Evlerinden neşe eksik olmuyordu. Mutlulardı . Küçük bir aileleri vardı.

"Evi badana yaptırmanın zamanı geldi de geçiyor " dedi adam. Özenle döşedikleri evi her sene değişik bir renge boyatmak kural olmuştu sanki. Adam tüm evi toparlar, kadına yardımcı olurdu. Ama bu kez adamın aniden gelen telefonla yurt dışına gitmesi gerekmişti işi için.

Kadın üstlendi işi. Evi toparlayacak, hatta yeni mobilya bakacaklardı birlikte. Adam gitmeden seçtiler mobilyaları. Mobilya mağazasında " eh artık ikimiz de yaşlanıyoruz, bize daha pratik eşyalar gerekli" diye göz kırptılar birbirlerine.

Kadın önce çalışma odasını toparlamaya başladı. Tek tek kitapları koliledi. Sürpriz yapıp, şu çalışma odasını da mı değiştirsem acaba diye düşündü. Gülümsedi. Mağazaya siparişi verdi.

Eski konsolun gözü kilitliydi. " Kimbilir ne kadar çok ıvır zıvır vardır " dedi kendi kendine." Bu dolabı da hiç açmaz ki." İçindekileri unutmuştur bile. "Ama içini boşaltmalıyım, yeni masa gelince bunu vereceğim birilerine" dedi. Tornavidayla açmayı denedi. Olmadı. Apartman görevlisi servise geldiğin de rica etti. Adam açtı büyük bir ustalıkla ve gitti. Yaklaşık yirmi yıldır evlilerdi. İlk kez açıyordu kocasının çekmecesini. Utandı kendinden. Ama bunda ne kötülük vardı ki.

Evlendikleri gün " işte bu da benim çeyizim " diye getirmişti adam koca konsolu. Ve hiç yerinden kalkmamıştı yıllardır. Çekmeceyi açtı. İçi mektup doluydu. Zarfları kapalı. Hiç açılmamış. Kimisi kocasından gönderilmiş, kimisi de kocasına gelmiş. Adres farklıydı ama. Evlerinin adresi değildi. Anlam veremedi. Merakını yenemeyip zarflardan birini eline aldı. Ve açtı..

Bir daktio yazısıydı. Sevgili.... diye başlıyordu kocasının ismiyle. Ve sevgi sözcükleri vardı.

Aşkını anlatıyordu kadın tüm içtenliğiyle. Okudukça gözlerine inanamadı.

Bu kez kocasının gönderdiği mektupları açmaya başladı. Kadına " biricik sevgilim" diyordu. Aynı aşk itirafları.

Resim aradı . Bulamadı. Sonra kara bir dosya ilişti gözüne. Ama açmak istemedi. İçinde göreceklere dayanacak hali kalmamıştı.

Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemedi. Oğlu arkadaşlarına gitmişti. O sırada telefon çaldı.

" Hayatım ben indim uçaktan, seni seviyorum, kendini yorma tamammı " "tamam " dedi sadece. Diyebildi.

Kocasının yıllardır kendini aldatttığını öğrenmiş olduğunu, gururunun nasıl kırıldığını, ağlamaktan bir anda gözlerinin nasıl kızardığını, içinin nasıl acıdığını anlatamadı tek kelimeyle.

Ama ; diye düşündü kadın. " Benim kocam beni deliler gibi sever. Hiç bir zaman beni kırmadı. Mutlaka bir açıklaması vardır diye düşünmeye çalıştı. Zorladı kendini. Yüreğinin bir tarafı inanmak istemiyordu.

En yakın arkadaşlarından birinin telefonunu çevirdi. " yardıma ihtiyacım var" dedi sadece. "Acaba sesimden anlaşılmışmıdır , aldatıldığım !"

Arkadaşı geldi. O'na olayı anlattı. Yaşının verdiği olgunluk ilk kez işine yaramıştı belki de. " eğer böyle bir şey varsa, hiç bir şey söylemeden çekip giderim. O'nu o kadar çok seviyorum ki, eğer mutlu olacaksa ben gitmeye razıyım." dedi Arkadaşı şaşkın gözlerle dinliyordu. Sonra arkadaşı ısrarla neden o kara dosyayı açmadığını sordu. " Cesaretim yok " dedi. " Açmalısın " dedi arkadaşı. " " Belki başka birşeyler de vardır."

" hayır, daha fazla kırılmaya gücüm yok " diye ağlayarak çıktı odadan. Evin kapısının kapandığını duydu arkadaşı.

Bahçeye çıktığını gördü pencereden. Ve dosyayı eline aldı. Kalbi çarpıyordu. İçinde göreceklerini nasıl anlatacaktı sevgili arkadaşına. Dosyayı açtığında, şaşkınlıktan okuduğunu anlayamaz olmuştu. Kadın psikiyatristi. Evlendikten sonra çalışmamıştı ama bilgisi mevcuttu. Yani dosya içerisin deki raporları okuyabilmek yetmişti o'na.

Elleri ve yüreği titreyerek bahçeye yöneldi. Kadın bahçede köşede otuuyordu. Elinde ki sigarayı içmeye çalışıyordu. İlk kez içtiği her halinden belliydi. Ellili yaşların başında, mutlu bir evliliği olan, ekonomik özgürlüğü olan bir anne edasındaydı. O'nun bu güçlü duruşunu gördü. Yanına yaklaştı arkadaşı.

Ve hiç düşünmeden. "Canım. Dosyayı açtım. İçinden çıkan raporları inceledim " " Ne raporu " dedi kadın. Korku gözlerindeydi. " Canım, eşin " şizofren " " Anlamadım, nasıl olur. O çok sağlıklı bir adam "

Arkadaşı - " Canım, bu hastalığın teşhisi çok kolay ve bir o kadar da zordur. Hastalık hakkında bilgiye sahip olmayan bir kimsenin bunu anlayabilmesi mümkün değildir. Ben dahi anlayamadım. Çünkü , o gözle yani hastam olarak hiç bakmadım. O mektuplar da hastalığın eseri. Hayali sevgiliye yazılan ve ondan gelen mektuplar.

Hani eşin her ay onbeş gün seyahate çıkıyordu ya. İşte o zamanlarda da hastahane de tedavi görüyormuş. Sadece cep telefonundan görüşebildiğini anımsatırım sana. "

Kadın sadece dinlemekle yetindi. Yıllardır aynı yastığa baş koyduğu sevgilisinin bu ciddi hastalıkla baş etmeye çalıştığını , ve kendisinin hiç bir şey anlamamasını anlayamadı. Sonra bir kaç kez eşinin ilaç içtiğine tanık olmuştu. Nedir onlar diye sorduğunda adam " genç kalmaya çalışıyorum hayatım " diye muzipce gülümsemişti adam.

Arkadaşı hastalığın detaylarını anlattı. Ve eşinin çok bilinçli bir hasta olduğunu da. Yıllardır tedavi görüyordu. Ve bunu hiç hissettirmeden başarıyordu.

Kadın arkadaşı gittikten sonra çalışma odasına döndü. Konsolu kapattı. Yerinden kıpırdatmayacaktı.

Tek yapacağı, eşi geldiğin de boynuna atılmak " seni çok seviyorum. " demek olacaktı.

Adam geldiğin de mutluydu. O'nu seven eşi ve oğlu kapıda gülümseyerek karşılıyorlardı. Karısına sımsıkı sarıldı ve mutlu yuvalarına girerken adam " seni çok seviyorum, ve sana anlatacaklarım var " dedi.

Her zaman ki gibi güzel, sıcak ifadesiyle anlatmaya başladı iş seyahatinde olanları. Öyle güzel hikayeler di ki.

Kadın yıllardır inandığı gibi dinledi.

1 yorum:

  1. Belki de hayata kanmak gerçektir asıl. ne mutlu ne iyi ki kanabildiği birşey çıkmış karşısına kadının .asıl doğru diyenlerden korkmalı kimbilir.

    YanıtlaSil